Sahne yok aslında. Çünkü bu artık tiyatro değil, iç ses. Ortada bir masa var. Masanın üstünde bir kahve, bir telefon ve bir cüzdan. Cüzdan o kadar ince ki, kredi kartı değil de rüzgâr taşıyor gibi.
Adam cüzdanı açıyor. İçine bakıyor. Uzun uzun bakıyor. Bir ara gözleri dolacak gibi oluyor ama dramatik değil; ekonomik.
“Arkadaşlar,” diyor kendi kendine, “bu fakirlik değil. Bu hafiflik.”
Sonra cüzdanı sallıyor. İçinden hava çıkıyor.
Ayakta Kalma Olojisi’nin ilk tezi şudur: Cüzdan boşsa ses yapar. Omurga boşsa insan.
Cüzdanın içi boş ama insanın içi doluysa sistem çökmez. En fazla bip sesi verir.
Para konusu ilginçtir. Banka uygulamasını açmadığın sürece zenginsin. Uygulamayı açmak gerçeğe gönüllü teslim olmaktır. Adam bir ara uygulamayı açmaya niyetleniyor, sonra vazgeçiyor.
“Bilgi her zaman özgürlük değildir,” diyor.
“Bazen huzursuzluktur.”
Market kasasında kart uzatma anı vardır. POS cihazı düşünürken insanın bütün hayatı gözünün önünden geçer. İlk harçlık, ilk maaş, ilk “ben bunu hak ettim” alışverişi.
Makine “İşleniyor…” der.
İnsan “İşlenmesin…” der.
Ayakta kalmak, kart reddedildiğinde yüz ifadesini değiştirmemektir.
“Başka kart var mı?” sorusuna “Bu kart karakter kartı” diye cevap verebilmektir.
Sonra rakı meselesi gelir. Masada durur. Bardak boş değildir ama el gitmez. Gençken içmek isyandı. Şimdi içmemek bilgelik gibi. Ama bilgelik de biraz pahalı bir kelime. Gerçek şu: Adam içerse ertesi gün daha yorgun olacak. Zaten hayat yeterince yoruyor.
Bardağa bakıp konuşuyor:
“Bugün değil dostum. Bugün ayık kalacağım. Dramı net görmek istiyorum.”
Ayakta Kalma Olojisi burada devreye girer: Sarhoşluk geçici cesarettir. Ayıklık kalıcı yüzleşmedir.
Masaya dosyalar yayılıyor. Projeler. Fikirler. Planlar. Notlar. Her biri “beni seç” diyor. Beyin tek. Hayaller kalabalık. Adam bir ara kendini holding zannediyor. Oysa tek kişilik limited şirket.
Aynı anda üç projeyi açıyor. Beş dakika sonra hiçbirine bakamıyor. Beyin donuyor. İçinden bir ses geliyor: “Sistem yanıt vermiyor.”
Ayakta kalmak, her fikre atlamak değil, bir fikre evet demektir. Diğerlerine “şimdilik sus” diyebilmektir. İnsan bazen başarısızlıktan değil, seçenek bolluğundan düşer.
Gece ikiye doğru ilham geliyor. Bu evrensel bir hastalık. Saat 02:00 ile 02:37 arası herkes dahidir. Adam deftere yazıyor: “Çapraz bilinç mimarisi ile küresel dönüşüm.”
Sabah okuyor.
“Bu ne?”
Gece özgüven dağ. Sabah özgüven çakıl taşı.
Ama Ayakta Kalma Olojisi şunu söyler: Geceki saçmalığı sabah inkâr etme. O senin cesur versiyonundu. Sabahki şüphe ise güvenlik görevlisi.
Telefon masaya konur. Mesaj atılmıştır. Çift tik gelmiştir. Son görülme değişmiştir. Yazıyor ibaresi yanıp sönmüştür.
Adam beş dakikada bir ilişki analizi yapar. Kendi kendine savcı olur. Hakim olur. Yargılar.
Gerçek?
Karşı taraf muhtemelen banyodadır.
İnsan zihni boşlukta duramaz. Boşluk görünce hikâye üretir. Ayakta Kalma Olojisi burada devreye girer ve şöyle der: Mavi tik kişisel değer ölçmez. Sadece veri iletir.
Adam telefonu bırakır. İlk üç dakika zor. Beşinci dakikada kalp ritmi düşer. Onuncu dakikada dünya dönmeye devam etmektedir.
Sonra ekstre mesajı gelir. “Ekstreniz hazır.” Bu cümle romantik değildir. İçinde çiçek yoktur. PDF vardır.
Adam açar. Toplam tutarı görünce bir an kendi kendine yabancılaşır.
“Bu kadar yaşamış mıyım?”
Detaylara bakınca her şey tanıdık. Kahveler. Küçük ödüller. Bir “hak ettim” alışverişi.
Ekstre aynadır. Ayna tokat atmaz. Sadece gösterir. İnsan aynaya kızmaz ama bazen PDF’ye kızar.
Ayakta kalmak, PDF’yi silmek değil, davranışı güncellemektir.
Sonra minimalizm konusu gelir. Dolap sade. Ev sade. Hayat sade.
Bu bilinçli bir seçim mi?
Yoksa limit mi?
Adam karar verir: Bu minimalizm. Çünkü “param yok” cümlesi ağırdır. “Gereksiz yük taşımıyorum” daha hafif.
İnsan bazen gerçeği değil, gerçeğin adını değiştirerek ayakta kalır.
Pazartesi sabahı alarm çalar. Ruh yatakta kalır. Beden kalkar. Ruhla beden arasında diplomatik kriz vardır. Ama fatura tarafsızdır. Ayakta kalmak, ruh gelmese de yürümektir.
İnat konusu masaya yatırılır. Adam eskiden inatçıydı. Şimdi “istikrarlı” olduğunu söylüyor. Aynı şey değil ama kulağa daha kurumsal geliyor.
İnat fazla olursa duvar. Az olursa paspas. Ayakta Kalma Olojisi esnek kolon önerir. Depreme dayanıklı, kırılmayan ama sallanan.
Ve son deney umut. Büyük cümleler yok. Slogan yok. Sadece küçük bir gerçek: Sabah kahve yapabiliyorsan sistem çalışıyordur.
Cüzdan hâlâ ince olabilir. Mesaj hâlâ gecikmiş olabilir. Ekstre hâlâ PDF olabilir. Ama umut sıfır değilse sistem kapanmaz.
Adam cüzdanı eline alır. Bu kez içine bakmaz. Çünkü mesele içi değildir. Mesele insanın içidir.
Hayat seni devirmeye çalışır. Ekonomi dener. İlişkiler dener. Pazartesi dener. Ama omurgan doluysa en fazla sallar.
Ayakta Kalma Olojisi’nin final tezi şudur:
Düşmek ayıp değil.
Yerde kalmak sıkıcıdır.
Ve insan bazen kahramanlık yapmaz.
Sadece tekrar ayağa kalkar.
Bu kadar.
Şimdi sorulması gereken tek soru şudur:
Cüzdan mı hafif?
Yoksa sen mi?
Ve eğer hâlâ gülüyorsan, sistem çalışıyordur.



