Bayram protokolü, El öpme sistemi ve check-in

Bayram sabahı aslında bir alarm sesiyle değil, anneden gelen “Kalk bayram bitti” tehdidiyle başlar. Saat daha namaza yarım saat kaladır. Ama evde panik havası vardır. Sanki bayram kaçacak, yakalayamazsak seneye kadar yok. Anne yaaa “snooze yapaydık.” Sonra anlardık ki Bayram ertelenemiyor.

Çocukken bayramın anlamı daha nettir: şeker ekonomisi. Bu bir duygu değil, operasyondur. Plan yapılır: “Abi şu apartmanda geçen yıl çikolata vardı.” “Yok yok üst kattaki teyze bu sene upgrade oldu, gofret veriyor.” Rota çizilir. Bildiğin Navigasyon’un başka versiyonu. En fazla şekere en kısa yol.

Kapı çalma anı çok kritik. Zile basarsın, kapı açılır ve o efsane soru gelir: “Tanıdın mı?” Hayır teyze tanımadım. Ama şu an seni tanımak istemememin tek sebebi şekerin riske girmesi. Gülümseme modu açılır: “Tanıdım 🙂” Bu, çocuklukta öğrenilen ilk diplomasi dersidir.

Ama asıl olay başkadır. Orada bayram ziyareti öyle “girdim çıktım” değildir. Bu bir maratondur. Ve herkesle teker teker ilgilenmek zorundasın.

İçeri girersin. Salon dolu. 20 kişi var. Kaçış yok. Tek tek el öpme, tokalaşma, sarılma. Küçükler büyüklerin ellerinden öper ama büyükleri küçüklerin gözlerinden öpmez. Ya yanaktan bir makas alır yada şöyle avcu ile kafayı hafifinden sever. Sonra herkes oturur.

İkinci fasıla geçilir. Önce En yaşlı (Bazı yerlerde uslu denir) başlar. Tek tek sorar. Nasılsınız küçük Bey, Ayşe Hanım …?  Aslında tam bir matematik devrede. Bilmem kaçın bilmem ka. Konbinasyonu. Sohbet değil, check-in. Toplu check-in maalesef geçerli değil.

Bir noktadan sonra herkes iyidir ama kimse neden iyidir bilmiyordur. Birini atlarsan bitti.
Göz göze gelirsiniz anında sessiz mesaj gelir: “Beni saymadın.” Hemen geri dönersin:
“Abi sen nasılsın ya?” “İyiyiz…” (ama kalp kırık)

Ve bayramın en kritik ritüeli: El öpmenin mekaniği. El öpme sistemininde kablosuz bildirimleri anında çalışır.  Bu bir tür harçlık tetikleme mekanizmasıdır. Çünkü el öpüldüğü an sistem otomatik çalışır. Cepte bir hareketlenme olur. Cüzdan çıkar. Bir süre bakılır. Sanki döviz kuru kontrol ediliyor. Aslında bua rada bir sürü hesap kitap yapılır.  Geçen bayram bizim oğlana ne kadar vermişti. Bir yıl geçti enflasyonu ekle bu kadar yeter. Aslında bu bir değiş tokuş sistemidir. Sadece Dedeler ve Nineler eksi bakiye verir. 😊 Sonra o an gelir: “Al bakalım.” İşte bayramın en saf mutluluğu.

Şeker türleri ayrı bir dünya: Akide şekeri: Geleneksel ama diş düşmanı, Çikolata: Premium segment, Ambalajsız gizemli şeker: “Yenir mi yenmez mi” konseyi

Büyüyünce roller değişir. Kapı çalan değil, kapı açan olursun. El öpen değil, eli öpülen olursun. İşte o an insanın içinden şu geçer: “Ben ne ara bu tarafa geçtim?” Ve daha önemlisi: “Ben şimdi para mı vereceğim?” Hayatın en net kırılma anlarından biridir.

Bayram maratonları devam eder. Hısım, akraba, yan komşu, onun yanındaki yan komşu, karşı komşu, uzak mahhaledeki eski komşu, müdür. Hepsine gidilecek. Hepsi de gelecek. Hepsi de 3 veya 4 günde bitmek üzere denk getirilecek.  Muhabbet ise copy paste. Bazı gerçek bazı rol. Günün sonunda kendin bile ikna olursun.

Bir de kolonya olayı var. Kolonya, bayramın reset tuşudur. Eline dökülür, yüzüne vurursun:
“Tamam temiz devam edebiliriz.” Onayı.

Ve bayramın en büyük gerçeği: Çocukken şeker ve harçlık için dolaşırsın. Büyüyünce şeker koyar, harçlık verirsin. Bayram ediğin asklın bir geçişin göstergesi: El öpmekten, el öptürmeye geçiş.

Sonuç? Bayram; Biraz şeker, biraz kolonya, bitmeyen “nasılsın” zinciri, el öpme sanatı  ve harçlık ekonomisi.

Ama en güzeli şu: Herkes tek tek hatır sorar. Gerçekten ilgilenir. Ve cebine bir şey koyar. Sevgi bazen sözle, bazen de katlanmış bir 50’likle gelir. Sonra mı? Bir ara görüşürüz. (Genelde mi? Genelde Gelecek Bayrama olur:)

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *