“Evvel Zaman İçinde Kalplerini Cam Kavanozda Saklayanlar Diyarı”

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal pireler berber iken, uzak bir diyarda insanlar kalplerini ceplerinde değil, cam kavanozların içinde taşırmış. Bu kavanozlar şeffaf olurmuş ama içi pek görünmezmiş. Çünkü insan kendi kalbine dışarıdan bakamazmış; ancak karşısındakinin camından yansımasını görürmüş.

Bu diyarın en meşhur iki sakini varmış. Birbirlerini çok severlermiş ama birbirlerini hiç anlamazlarmış. Sabahları aynı güneşe bakar, akşamları aynı ayın altında susarlarmış. Suskunlukları sıradan değilmiş; içinde kırgınlık tohumları taşıyan ağır bir sessizlikmiş. O sessizlik konuşsa destan olurmuş ama konuşmadığı için dram olurmuş.

Bir gün bu iki insan arasında büyük bir tartışma çıkmış. Tartışmanın sebebi çöp değilmiş ama çöple başlamış. Biri “Neden hep ben?” demiş. Diğeri “Abartıyorsun” demiş. Oysa çöp kovası sadece bahaneymiş. Asıl mesele şuymuş: Biri görülmek istiyormuş, diğeri anlaşılmak. Ama ikisi de haklı çıkmakla meşgulmüş.

Bu diyarın bilge ihtiyarları derlermiş ki: “Haklılık ateştir, sevgi sudur.” Ateş yükseldikçe su buhar olurmuş. İşte o gün de ateş yükselmiş. Cam kavanozların içindeki kalpler buğulanmış. Buğudan kimse kimseyi net göremez olmuş.

Diyarın ortasında bir “Sessizlik Kuyusu” varmış. Rivayete göre tartışanlar kuyunun başına gidip beş dakika birbirine bakarsa, kuyunun içinden bir ses yükselirmiş: “Aslında korkuyorsun.” Çünkü o diyarda herkesin korkusu varmış. Kaybetmekten korkan, değersiz görünmekten korkan, önemsiz sanılmaktan korkan… Ama kimse korkusunu itiraf etmezmiş; onun yerine yüksek sesle konuşurmuş.

Bir gün bu iki insan da kuyunun başına gitmiş. İlk iki dakika gülmüşler. Üçüncü dakika gözlerini kaçırmışlar. Dördüncü dakika içleri yumuşamış. Beşinci dakika biri fısıldamış: “Ben seni kaybetmekten korkuyorum.” İşte o an cam kavanozun içindeki kalp hafifçe ışımış.

O diyarda “Beklenti Dağı” diye bir yer varmış. Dağa çıkanların beklentisi büyürmüş. Beklenti büyüdükçe hayal kırıklığı da büyürmüş. Çünkü dağın zirvesinde rüzgâr sert esermiş. Bu iki insan da zaman zaman o dağa çıkarmış. “Beni hep anlamalı” diyen biri, “Beni hiç yargılamamalı” diyen diğeri… Rüzgâr kavanozları sallarmış. İçlerindeki kalpler çarpışırmış.

Bir de “Haklılık Sarayı” varmış. Saraya giren herkes eline kalın bir dosya alırmış. Dosyada geçmişte söylenmiş tüm cümleler yazarmış. Kim daha çok sayfa gösterirse o kazanırmış. Ama saraydan çıkan herkes yalnız çıkarmış. Çünkü sarayın kapısında şu yazarmış: “Kazanan yalnızdır.”

Masalın kahramanları bir gün bu saraya da gitmiş. Dosyalar açılmış, sayfalar havada uçuşmuş. Ama o sırada kavanozlardan biri çatlamış. Çatlak küçükmüş ama ses büyük çıkmış. O ses ikisine de şunu hatırlatmış: Kalp camdır, dikkat ister.

O diyarın bilge kuşları gece uçarken şöyle ötüşürmüş: “İnsan sevildiğini hissettiğinde mantıklıdır, sevilmediğini sandığında ejderhaya dönüşür.” Gerçekten de bazen biri ejderha gibi alev saçarmış. Ama ejderha aslında yaralı bir kuşmuş. Kanadı kırık kuş bağırarak uçamayacağını anlatmaya çalışırmış.

Bir gün bu iki insan kavanozlarını masanın üzerine koymuş. İlk kez camın içinden değil, camın kenarından bakmışlar birbirlerine. Görmüşler ki mesele çöp değilmiş. Mesele “beni görüyor musun”muş. Mesele “öncelik miyim”miş. Mesele “ses tonunda sevgi var mı”ymış.

O anda diyarın üstünden hafif bir rüzgâr geçmiş. Beklenti Dağı biraz alçalmış. Haklılık Sarayı’nın kapısı gıcırdayarak kapanmış. Sessizlik Kuyusu’ndan şu söz yükselmiş: “Sevgi haklı çıkmak değil, yanında kalmaktır.”

Evvel zaman içinde o iki insan kusurlarını yan yana koymuşlar. Kusurlar kavanozdan büyükmüş ama kalplerinden küçükmüş. Ve anlamışlar ki aşk bir his değilmiş yalnızca; her gün yeniden seçilen bir davranışmış. “İyi ki varsın” cümlesi o diyarda altın değerindeymiş ama çoğu kişi tasarruf edermiş. Onlar tasarrufu bırakmış.

Ve o günden sonra tartışmalar tamamen bitmemiş. Çünkü masallar bile gerçek değildir. Ama tartışmaların sesi azalmış. Çünkü artık ejderhayı değil, yaralı kuşu görür olmuşlar.

Derler ki o diyarda hâlâ cam kavanozlar varmış. Ama bazıları artık kapağını sıkı kapatmıyormuş. İçeri biraz hava girsin diye. Çünkü sevgi havasız kalınca küsermiş.

Ve masal burada bitmezmiş.
Çünkü her “iyiyim” diyenin içinde anlatılmamış bir hikâye varmış.
Ve her hikâye, dinlenince hafiflermiş.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *