
“Kervan yolda düzülür” sözü ilk bakışta cesaret verici gibi durur. Ama biraz dikkatli bakınca bunun, plan eksikliğini asaletle paketleyen çok eski ve çok yerli bir hayat felsefesi olduğu anlaşılır. Bu yazı, söz konusu cümlenin umut mu verdiğini, yoksa bizi hazırlıksızlığın folklorik kucağına mı ittiğini araştırıyor.
Bazı cümleler vardır; insan onları duyduğu anda hem rahatlar, hem de hafiften tedirgin olur. “Kervan yolda düzülür” tam olarak öyle bir cümledir. İlk yarısında özgüven, ikinci yarısında kader, tamamında ise hafif bir organizasyon zafiyeti vardır. Bu söz, Anadolu’nun girişimcilik, lojistik, kriz yönetimi ve son dakika toparlama kültürünü tek nefeste özetleyen bir söz olabilir. Çünkü bu cümleyi kuran kişi genelde ya hiçbir şey planlamamıştır, ya da planlamış gibi görünmeyi tercih etmiştir.
Dışarıdan bakınca çok asil durur. İnsana hareket verir. “Başla da gerisi gelir” tadındadır. Bir tür aksiyon çağrısıdır. Masa başında oturup sonsuz hazırlık yapanlara karşı hayatın içinden bir tokat gibidir. Hatta modern sunum diline çevirirsen neredeyse şöyle olur: “Agile yaklaşım benimsiyoruz.” Oysa köy kahvesi tercümesi daha dürüsttür: “Şu an hiçbir şey tam değil ama yola çıktık, artık Allah kerim.”
Buradaki “kervan” kelimesi başlı başına önemlidir. Çünkü insan “araba yolda düzülür” demez. “Bisiklet yolda düzülür” hiç demez. Kervan dediğin şey büyük, kalabalık, dağınık ve içinde her an huysuzlanabilecek canlılar barındıran bir yapıdır. Yani sözü söyleyen atalarımız, küçük çaplı bir eksikten bahsetmiyor. Bildiğin komplike bir sistemden söz ediyor. Demek ki bu cümle, ufak bir unutkanlığın değil, büyük bir hazırlıksızlığın şiirleştirilmiş halidir.
Kervan dediğin şeyde yük var, yol var, hava var, hayvan var, insan var, hesap var, risk var. Böyle bir şeyin “yolda düzülmesi” aslında teknik olarak çok güven verici değildir. Bugün biri sana “Uçağın bazı parçaları eksik ama havada tamamlarız” dese büyük ihtimalle o uçağa binmezsin. Ama konu kervan olunca, tarihsel bir sis perdesi çöküyor ve bu söz birden bilgeliğe dönüşüyor. Çünkü geçmişte söylenen cümlelerin üstünde nostaljik bir vernik vardır. Aynı mantığı bugün biri “Sunumu toplantıda toparlarız” diye kursa sinir bozar. Ama “kervan yolda düzülür” deyince sanki bilge bir dede omzuna elini koymuş gibi olur.
Bence bu sözün gerçek gücü, kusuru meşrulaştırmasından gelir. Çünkü insan türü hazırlanamadığı anlarda, hazırlıksız görünmek istemez. Hazırlıksızlık utandırır; ama onu atasözüne bağlayınca kültüre dönüşür. Böylece panik, geleneğe karışır. Eksik liste, kadim öğreti gibi görünür. Yetişmeyen iş, hayat bilgeliği diye sunulur. Bu yönüyle “kervan yolda düzülür”, biraz teselli, biraz savunma mekanizması, biraz da toplumsal makyaj cümlesidir.
Ama bu söze haksızlık da etmeyelim. Çünkü hayatın bir tarafı gerçekten böyledir. Her şey hazır olana kadar beklersen, çoğu zaman hiçbir şey başlamaz. İnsan bazen yola çıkmadan neyin eksik olduğunu anlayamaz. Hatta bazı yükler evde değil, yolda fark edilir. Bazı karakterler toplantı odasında değil, kriz anında ortaya çıkar. Bazı dostlar plan yapılırken değil, plan bozulurken belli olur. O yüzden bu söz tamamen saçma değildir. İçinde ciddi bir hayat gerçeği vardır: Hareket etmeden olgunlaşma olmaz.
Fakat burada ince bir çizgi var. Bu söz, cesaret verdiği anda değerlidir; sorumluluğu örttüğü anda tehlikeli hale gelir. Yani “başlayalım, ayrıntıları ilerlerken netleştiririz” başka bir şeydir; “hiçbir şey hazır değil ama hadi yürüyün” bambaşka bir şey. Birincisinde dinamizm vardır. İkincisinde hengâme. Birincisi yolculuktur. İkincisi toplu şaşkınlık.
Zaten memleketin birçok büyük işi bu iki çizgi arasında gidip gelir. Bazen gerçekten yaratıcı bir esneklikle yol alınır. Bazen de eksik vida, unutulmuş çanta, yanlış alınmış rezervasyon, aranmamış insan ve yazılmamış metin hep birlikte “kervan yolda düzülür” cümlesinin altına süpürülür. Sonra da herkes birbirine bakar. Bir kişi “ben aslında en başta söylemiştim” der. Bir kişi sessizce kaybolur. Bir kişi aşırı özgüvenle “şu an her şey kontrol altında” der. O an anlarsın ki kervan düzülmüyor; sadece kimsenin paniği ilk dillendiren olmak istemediği bir toplu ayıp yaşanıyor.
Bence bu sözün halk arasında bu kadar sevilmesinin nedeni, insanı hareketsizlikten kurtarmasıdır. Çünkü mükemmel başlangıç diye bir şey yoktur. Her yolculuk biraz yamuk başlar. Her işin ilk halinde bir eksik bulunur. Her hikâye biraz dağınık doğar. İnsan, hayata çoğu zaman tam hazırlanmış halde girmez. Aşkı da, işi de, yolculuğu da, konuşmayı da biraz yolda öğrenir. Bu açıdan bakınca söz çok insandır. Kusurlu ama yürüyen insanın duası gibidir.
Yine de işin hakikatini söylemek gerekirse, kervan her zaman yolda düzülmez. Bazen yolda daha çok dağılır. Bazen ipin biri kopar, yük yana kayar, biri yanlış yöne gider, biri “ben bunu böyle anlamamıştım” der. Yani atasözü bize ilham verir ama garanti vermez. O yüzden bunu saf bir motivasyon sözü olarak okumak fazla romantik olur. Bu, daha çok kontrollü bir iyimserlik cümlesidir. Hatta yerli ve milli versiyonuyla şöyle tercüme edilebilir: “Şu an işler çok net değil ama geri dönmek daha ayıp olur.”
Sonuç olarak “kervan yolda düzülür” ne tam bir bilgelik cümlesidir ne de bütünüyle savunma mekanizması. Bu söz, hazırlıksızlığın içinden cesaret çıkarma sanatıdır. Bir milletin, eksik listeye rağmen yol alma yeteneğinin folklorik özetidir. Bir yanıyla tembelliği affettirir, öbür yanıyla korkağın elinden bahaneyi alır. O yüzden dikkatli kullanılmalıdır. Çünkü doğru ağızda umut olur, yanlış ağızda ihmal.
Ama şunu da kabul edelim: Bu topraklarda birçok şey gerçekten yolda düzülmüştür. Hatta bazen o kadar yolda düzülmüştür ki, yolun kendisi düzenden daha organize çıkmıştır. Belki de bu yüzden bizde plan ile kader arasında ince bir yol vardır; o yolun üstünde de her zaman hafif sağa yatmış bir kervan ilerler.


