Jetlag sadece saat farkı değildir. Asıl mesele, insanın kendi içinde kaymasıdır. Uyku düzeni bozulur ama ondan önce karakter hafif yer değiştirir. Bu yazı, jetlag’in insanı neden geçici olarak başka bir versiyonuna dönüştürdüğünü anlatır.
Jetlag’i ilk kez yaşayan insanın yaptığı en büyük hata şudur: “Benim saatim kaydı.” Hayır. Saat değil, sen kaydın.
Saat dediğin şey duvarda duruyor. Telefon da aynı saati gösteriyor. Ama sen, sabah 6’da gözünü açıp “çok dinlendim” diyorsan, orada bir saat problemi yoktur. Orada karakter problemi başlamıştır.
Jetlag’in en tehlikeli tarafı, seni fark ettirmeden başka bir insana çevirmesidir. Normalde sabırlı bir insansındır, ama jetlag olduktan sonra yürüyen merdivene içerlersin. İnsanlara değil, sistemlere kızarsın. “Bu neden böyle?” diye sorarsın ama aslında hiçbir şeyin cevabını istemezsin.
En büyük kırılma karar verme anında yaşanır. Normal bir insan “kahve içeyim mi?” sorusuna 2 saniyede cevap verir. Jetlag olmuş insan aynı soruya 7 dakika bakar. Çünkü beynin içinde bir toplantı vardır. Katılımcılar: yorgunluk, açlık, uyku, bilinç ve hafif bir varoluş krizi.
Jetlag olmuş insan yanlış zamanda doğru şeyler yapar.
Sabah 5’te kahvaltı etmek ister.
Öğlen 2’de “benim günüm bitti” der.
Akşam 7’de hayatı sorgular.
Yani günün saatleriyle insanın iç dünyası arasında bir anlaşmazlık çıkar. Ve bu anlaşmazlıkta genelde kazanan jetlag olur.
Bir de sosyal tarafı vardır. Jetlag olan insan konuşurken bir noktada durur. Cümle vardır ama kelime yoktur. “Şey… hani…” diye başlayan cümleler uzar. İnsan karşısındakine bakar, ama aslında beyninin içinde kaybolmuştur. Bu durum dışarıdan bakınca komik, içeriden bakınca hafif paniktir.
Oteller bu süreci daha da dramatik hale getirir. Çünkü otel odası zaten kimliksizdir. Sen zaten “ben neredeyim?” modundasındır. Jetlag ile birleşince bu soru daha derinleşir: “Ben kimim ve neden sabah 4’te tost yiyorum?”
Valiz açıktır ama zihin kapalıdır. Perde kapalıdır ama göz açıktır. Uyku vardır ama gelmez. İnsan bir noktadan sonra saati düzeltmeye çalışmayı bırakır. Sadece hayatta kalmaya çalışır.
Bence jetlag’in en dürüst tarafı şudur: İnsanın kontrol illüzyonunu kırar. Normalde kendini çok düzenli sanan insan, bir anda ışığa, saate ve yorgunluğa teslim olur. Bu kötü bir şey değildir. Hatta biraz iyi bir şeydir. Çünkü insanın bazen kendi sınırlarını hatırlaması gerekir.
Sonuç olarak jetlag, saat farkı değil; insan farkıdır. Sen aynı sensin ama biraz yamulmuş halin. Biraz daha sabırsız, biraz daha komik, biraz daha gerçek.
Ve belki de bu yüzden, insan en çok jetlag olduğunda kendine benzer. Çünkü artık kontrol etmeye çalışmaz, sadece idare eder.
