
Araştırma No: 1 Araştıran: İleri Geri Araştırmalar Departmanı Tarih : geçen gün Konu: “Donan ile yananın evrimsel kaderi ”
Kutup sakini Doğa Evrim Dairesine dilekçe yazsa nasıl olurdu: “Sayın Müdürümüz, Müdür yardımcımız, çok kıymetli Mevrum ve Mevrumeler; içerideki sıcaklık kaçmasın diye anamız ağlıyor. Kapıyı pencereyi kapat, üstüne yorgan çek. Yine de kaçıyo bu melet. O kadar uğraş sonra kaçsın gitsin. Sizden ricamız mümkünse akrabalarla dip dibe oturalım. Söz sadece dip dipe oturacaz. Kurala uymayanlar da çöle gitsin. ”
Çöl sakinin arzuhali ne olurdu? : “ Gerekli yağlı ballı sayın protokolü, Üstümüze güneş vuruyor, hepimiz tava olduk. İçimizi dışarı çıkaralım. Ne varsa dışarı atalım. Gerekirse parlak olalım, ışığı geri sektireyim, Güneşi zapdedelim artık. gündüz ortalık boşken iki lokmayı bulup eve döneyim. ”
Yani biri doğanın “kombiyi fulleyelim” çözümü, öteki de “klimayı açacak para yok, alimünyum folyo şart. ” çözümüdür.
Mesela Kutup dolaylarından İmparator pengueni sülalesi. Kutup ayısı da var ama onu şimdi karıştırmayalım. Onun yüzünden hepimiz çöle gideriz mazallah. İmparator pengueni. Antarktika’nın aşırı soğuğunda yaşıyor; sık tüyleri var, yağ tabakası o biçim, ısı geri kazanım sistemi ve özellikle birbirine sokularak oluşturdukları kümeler sayesinde ısı kaybını ciddi biçimde azaltır. İzin çıkmış, Dilekçe onaylanmış sanırım. Hatta bu toplu duruş, ısı kaybını yaklaşık yarıya kadar düşürebilir. Toplumsal duruşun önemini bir kere daha anlamış olduk. Sona kurt murt kapar. Aman dikkat.
Penguen dediğin hayvan aslında yürüyen termos. Hayvana uzaktan bakıyorsun, sanki smokin giymiş bir devlet memuru. Ama içine bakıyorsun, tam bir doğa mühendisi. Üstünde sık tüyler, altında yağ tabakası, içinde “ısıyı dışarı vermeyelim çocuklar” toplantısı. Resmen vücudu her sabah işe şu motivasyonla başlıyor: “Tek bir kaloriyi bile heba etmeyeceğiz arkadaşlar. Bu soğukta israf vatana ihanettir.”
Iccak yerlerde yaşayan Sahra gümüş karıncası: (bazı yörelerde Iccak yerine sıcak diyorlar. Yoksa tersimiydi? Neyse…) Bu gariplerim Dünyanın en sıcak yerini bulur. Orada ürer. Sonra gider bulursa yiyecek arar; Bunların güneşle teşviki mesaileri fena. Yandım Allah keten helva buradan çıkmış olabilir. Belli ki bunların dilekçede Kabul olmuş, gövdelerine özel üçgensi kıl aparatları takılmış. Böylece görünür ve yakın kızılötesi ışığı yansıtıyor. Bizim plajlarda da ara sıra görünen kılsal tabakalarla bir ilgisi olabilir mi? bilmiyorum ama bu “gümüş” görünüm süs değil, resmen biyolojik güneş kalkanı.
Çöldeki hayvan ise bunun tam tersi bir bütçe yönetimine sahip. Orada amaç “ısıyı tutmak” değil, “ısıyı başımızdan nasıl savarız.” Çünkü güneş tepede öyle bir çalışıyor ki, bizim yazın arabayı güneşte bırakıp da emniyet kemerine yanlışlıkla dokunmamız gibi. Adana’da doğup çocuk gibi daha sabah uyanırken streste: “Bugün de pişmeden akşama çıkabilecek miyiz? Valla tepem atarsa çekip vururum güneşi modu.”
Birinde strateji: Kaloriyi içeri kilitle. Diğerinde strateji: Güneşi kapıdan çevir. Diğer bir deyişle, Soğuk ortam hayvanı “ısı bütçesi” yapar. Her kalori kıymetlidir. Vücut der ki: “Bu sıcaklığı kolay kazanmadık.” (Dipe yakın Not: Kutupiye de diyetisyen diye bi mesleğe rastlanamamış.) Sıcak ortam hayvanı ise Yeminli panik muhasebe müşaviri. Vücut der ki: “İçerisi bir derece sıcak olamayac. fazla olursa haşlandık, İçeriye kahve ile girilmez. Herkes camları açsın.”
Evrimsel fark sadece dış görünüşte de değildir. Davranışta da var: Penguen topluca durur, rüzgâra karşı nöbetleşe pozisyon değiştirir. Tam bir kutup usulü apartman dayanışması. Sahra karıncası ise en sıcak saatlerde bile çok az dışarı çıkar; çıkarken Anne seslenir. Çabuk gel gebertirim seni. Oda işi uzatmadan yiyeceği kapıp kaçar. Bakkala borcu Emeklinin “öğlen 12’de ATM ye gidip hemen dönme” stratejisi gibi.
İşin mühendisliği şöyle: Biri derki; “Ben burada yaşayacaksam üstüme evi giyerim.” Öteki de derki : “Ben burada yaşayacaksam gölgeyi üzerimde taşıyamayacağıma göre, güneşi kandırırım.”
İşin en güzel tarafı şu: İkisi de bulunduğu yerde aşırı mantıklı. Pengueni çöle koysan beş dakikada “Ben yanlış seminere geldim galiba” der. Çöl karıncasını kutba bıraksan o da ilk rüzgârda, “Burada niye herkes buzdolabında toplantı yapıyor?” diye şaşırır.
Bide metoforik ahkam yönünden bakalım. Yani evrim bize ne ders veriyor. Başarı mutlak değildir, ortama göre değişir. Bir yerde seni kral yapan özellik, başka yerde seni perişan eder. Mahalle diliyle söylersek: Kışın sobanın başında kahraman olan terlik, yazın ayağa işkencedir. Aynı terlik, farklı mevsim, bambaşka kader.
O yüzden en soğuk yerde yaşayan hayvanla en sıcak yerde yaşayan hayvan arasındaki fark sadece tüy, yağ, renk, davranış farkı değildir. Asıl fark şudur: Biri hayata “kapanarak” dayanır, öteki “kaçınarak.”
Penguen ile çöl hayvanı arasındaki evrimsel fark aslında iki büyük insanlık geleneğinin biyolojik temsili gibidir. Biri annenin, “Camı kapat evladım cereyan yapar” çizgisi diğeri babanın, “Gölgede dur oğlum beynin pişecek” ekolüdür. Doğa ikisini de haklı çıkarmıştır.
Şimdi şu soruyu soralım mı kendimize: “Penguen mi daha medeni, deve mi daha vizyoner?”


